/ Kommentare

Yurtta savaş, cihanda savaş

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, Osmanlı İmparatorluğu dağıldıktan sonra kurulan yeni cumhuriyetin dış politikasını »Yurtta sulh, cihanda sulh« olarak özetlenmişti. İşbaşına gelen hükümetler çoğunlukla »yurtta barış«a uymazken, »cihanda barış«a uydular. 1974’teki Kıbrıs Harekatı’nı saymasak Anadolu topraklarının dışında bir ülkeye savaşa gidilmedi.

İslamcı AKP ve otoriter lideri Erdoğan, pek çok alanda olduğu gibi dış politikada da Türkiye Cumhuriyeti’nin »değişmez« sayılan ilkelerini değiştirdi. 2016’da Rojava’da Kürt kantonları Kobani ve Afrin’in birleşmesini engellemek için gerçekleştirilen »Fırat Kalkanı« harekatından sonra, 20 Ocak’ta bu kez Afrin’i işgal etmek için »Zeytin Dalı« harekatı başlatıldı. Komşu ülke Suriye’nin toprakları üzerinde yaşayan Kürtlerin yaşam alanına yönelik bu işgal girişimi elbette bölgede yaşayan bütün Kürtlere karşı açılmış bir savaştır.

En önemlisi de bu savaş Atatürk’ün partisi, anamuhalefet Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) tarafından da desteklenmektedir. Erdoğan Afrin’e operasyon hazırlıkları yaparken CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun tek itirazı »Önce hava harekatı düzenlenmeli« olmuştu. Sonunda dediği oldu. Böylece Türk dış politikasından »cihanda sulh«un çıkarılmasında Atatürk’ün partisi de katkı sundu. Başka bir değişle CHP, kurucusu Atatürk’ün değil Erdoğan’ın peşinde gitmeyi tercih etti.

Sadece CHP değil, diğer milliyetçi ve muhafazakar parti ve örgütler de mesele Kürtler olduğu için işgal harekatına destek veriyor. Bu nedenle Kürt halkında karşı milliyetçi bir koalisyon kurulmuş. Bu durum »Erdoğan, Afrin’e saldırmakla asıl olarak içeriyi dizayn ediyor, şimdiden seçimlere yatırım yapıyor« şeklindeki değerlendirmeleri haklı çıkarıyor. Çünkü Erdoğan’a karşı çıkan bütün ulusalcı-milliyetçi güçler şimdi onun arkasında hizaya geçmiş, »vatan savunması« adına her dediğini yerine getiriyorlar.

Basın da koru halinde destekliyor. Başbakan Binali Yıldırım, »Zeytin Dalı« harekatının ikinci gününde sol ve Kürt basını dışındaki bütün medya organlarının yöneticilerini toplayarak, 15 madde halinde uyulması gerekenleri sıraladı. Uymayanlara tehditler savurdu. Erdoğan ise partisinin Bursa kongresinde yaptığı konuşmada, açık olarak HDP ve savaş karşıtı bütün güçleri tehdit ederek, sokakta yapılacak protestolara polisin anında müdahale edeceğini ilan etti. Bu aslında polise verilmiş bir emirdir. Sokakta protesto hakkını yasaklayanlar sosyal medya üzerinden gösterilen tepkileri de suç ilan etti. Ve savcılılar hemen harekete geçti. Sadece 20-22 Ocak günleri arasında 57 kişi hakkında soruşturma başlatıldı. Aralarında tanınmış gazeteciler Nurcan Baysal, İshak Karakaş ve İsmail Eskin’in de olduğu çok sayıda kişi sırf sosyal medyadaki paylaşımları nedeniyle gözaltına alındı. İki yıldır Almanya’da yaşayan yazar Aziz Tunç’un İstanbul’daki evine de baskın düzenlendi.

Halen dışarıda olan Kürt siyasetçileri ve HDP yöneticilerinin bir bölümü hakkında da sosyal medyadaki paylaşımları nedeniyle soruşturma başlatıldı. Yine tanınmış sanatçılar Meltem Cumbul ve Ceylan Edem sosyal medyada »Yurtta sulh cihanda sulh« dedikleri için adeta linç edildi. Kısacası, »Başka Türkiye«de savaşa karşı barışı savunmak, hükümeti eleştirmek yasak. Ama, savaş çağrısı yapmak, Kürtlere karşı nefret yaymak serbest. Muhaliflere Afrin nedeniyle yeniden savaş başlatıldı. Erdoğan karşıtları için durum 20 Ocak’tan sonra daha zorlaştığı açık. Daha önce Erdoğan’ın otoriter rejimin eleştiren Almanya ve diğer Avrupa ülkelerden, »Zeytin Dalı« harekatına ciddi bir tepkinin gelmemesi de işini kolaylaştırıyor.

Koşullar ağırlaşmasına rağmen »başka Türkiye«de otoriter rejime karşı mücadele devam ediyor ve edecek. Kürt halkı ve sol-sosyalist ilerici güçler çaresiz ve en önemlisi de örgütsüz değil. Ülkede hiç kimse savaşın kısa sürede biteceğini beklemiyor. Belki de Erdoğan’ın kurmak istediği rejimin sonunu, ne zaman ve nasıl biteceği belirsiz »Zeytin Dalı« harekatı getirecek.

Kim bilir …

Die deutsche Fassung der Kolumne finden Sie hier.

Yücel Özdemir

Yücel Özdemir 1968‘de Varto’da doğdu, Köln‘de yaşıyor. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Bölümü’nde okuduğu sırada Evrensel Gazetesi‘nin önceli olan haftalık haber-yorum dergisi “Gerçek”te sorumlu yazıişleri müdürü olarak gazeteciliği başladı.