Werbung

Erdogan ne istedi, ne aldi?

Bir tutukluyu serbest bırakmanın bedeli nedir?

  • Von Yücel Özdemir
  • Lesedauer: 4 Min.

Türkiye'de son bir yıldır mahkemelerde haksız tutuklamalara karşı önemli bir mücadele veriliyor. Erdoğan rejimine karşı çıktıkları için uydurma iddialarla tutuklanan gazeteciler, aydınlar, insan hakları savunucularıyla dayanışmak amacıyla verilen bu mücadelenin en önemli sloganı »Arkadaşlarımızı almaya gidiyoruz!«.

Her dava öncesinde yayılan bu çağrıyla aydınlar, akademisyenler, sanatçılar, gazeteciler, CHP ve HDP'den milletvekiller mahkeme salonlarında buluşuyorlar. Tutuklananlardan biri ya da birkaçı serbest bırakıldığında ortalığı büyük bir sevinç ve umut sarıyor.

Lesen Sie auch deutsche Übersetzung dieser Kolumne.

Bu durum en bariz şekilde Cumhuriyet gazetesi davasında görülmüştü. Benzer durum, 25 Ekim’de İstanbul'da görülen hak savunucuları davası öncesinde de yaşandı. 5 Temmuz günü İstanbul-Büyükada'da bir seminer için bir araya gelen ve aralarında Alman vatandaşı Peter Streudtner'in de olduğu 8 insan hakları savunucusunun serbest bırakılması için mahkeme salonunda ve önünde toplananlar, bir kez daha arkadaşlarını almanın mutluluğunu yaşadılar.

Tam 113 gün boyunca hapiste tutulan 8 hak savunucusunun yalanlar üzerinden suçlandığını söyleyenler bir kez daha haklı çıkmanın gururunu yaşadı. Hakikaten de bu zor dönemde, tamamen siyasi hesaplarla hapse atılan her gazeteciyi, insan hakları savunucusunu, siyasetçiyi cezaevinden çekip almak, hem içeridekilere hem dışarıdakilere büyük bir umut oluyor. Steudtner’in de aralarında olduğu insan hakları savunucularının ilk duruşmada serbest bırakılması bu açıdan önemli ve anlamlı.

Bu nedenle çarşamba gününden beri sürekli hak savunucularının gözaltına alınmasından sonra hükümet yanlısı medya organlarının attığı yalan manşetleri hatırlatıyor. O manşetler ki, hak savunucularını daha dava başlamadan, iddianame yazılmadan »terör suçlusu« ve »ajan« ilan etmişti. Hem de akıl almaz iddialarla.

Örneğin Akşam gazetesi 7 Temmuz 2017’de »Tertip komitesi Büyükada’da!«, 8 Temmuz 2017’da »Harita üzerinde yakalandılar«, 9 Temmuz'da Erdoğan’ın ağzından »Büyükada 15 Temmuz'un devamı«, 20 Temmuz'da »Bu deliller Affedilmez« manşetlerini atmıştı.

Hiçbir etik değeri kalmayan bu iftiracı gazetelerin bugün çıkıp özür dilemesi beklenmiyor. Yine de yaptıkları yüzlerine vuruluyor. Hak savunucularını bu şekilde suçlayan gazeteler tahliyeleri ise doğru dürüst haber yapmadı. En utanmaz manşetleri atan Akşam, »Büyükada Davası'nda sürpriz tahliye« başlığıyla küçük bir haber yaptı. Tutuklanmaları değil, serbest bırakılmaları sürpriz olmuş anlaşılan.

Yazılanlar ve yapılanlar gazetecilik adına utanç verici. Şimdi, muhalifler haklı olarak »Bu iftiraların ve yalanların hesabını kim verecek?« diye soruyor.

Streudtner'in serbest bırakılmasının arkasında eski Başbakan Gerhard Schröder'in Erdoğan’la yaptığı gizli görüşmenin etkili olduğu ifade ediliyor. Umarız bu etki Deniz Yücel, Meşale Tolu ve diğer Alman tutuklular için de devam eder. Schröder'in girişimin sonuç vermesi Türk yargısının bağımsız olmadığını bir kez daha göstermiş oldu.

Peki ya Türkiye cezaevlerinde tutulan Türk vatandaşı gazeteciler, aydınlar, Kürt milletvekilleri ve belediye başkanları? Ya da 31 Ekim’de yeniden mahkeme karşısında çıkacak Ahmet Şık? Onlar için de mi Erdoğan’ın »dostum« dediği eski bir başbakanın arabulucu olarak pazarlık yapması mı gerekiyor? Şimdi herkesin merak ettiği Schröder ile Erdoğan arasında neyin pazarlığının yapıldığı. Erdoğan ne istedi, ne aldı? Bir yabancının serbest bırakılmasının bedeli nedir? Bir Türk vatandaşı da aynı bedel karşılığında serbest bırakılabilir mi? Sorular çoğaltılabilir.

Umarız, Federal Hükümet bu bedeli en kısa zamanda açıklar.

Ama öyle anlaşılır ki, Türk vatandaşları için eski bir başbakanın devreye girmesi de yetmeyecek. Çare Uluslararası Af Örgütü Türkiye Direktörü İdil Eser'in dediği şu sözlerde saklı: »Bütün arkadaşlarımızı, bütün gazetecileri dışarı çıkartana kadar çalışmaya devam edeceğiz.« Yani çare mücadeleye devamda.

Her tahliye umudu ve direnişi büyütüyor. Bu nedenle bugün her alanda uluslararası dayanışmaya her zamankinden daha fazla ihtiyaç var.

nd Journalismus von links lebt vom Engagement seiner Leser:innen

Wir haben uns angesichts der Erfahrungen der Corona-Pandemie entschieden, unseren Journalismus auf unserer Webseite dauerhaft frei zugänglich und damit für jede:n Interessierte:n verfügbar zu machen.

Wie bei unseren Print- und epaper-Ausgaben steckt in jedem veröffentlichten Artikel unsere Arbeit als Autor:in, Redakteur:in, Techniker:in oder Verlagsmitarbeiter:in. Sie macht diesen Journalismus erst möglich.

Jetzt mit wenigen Klicks freiwillig unterstützen!

Unterstützen über:
  • PayPal
  • Sofortüberweisung