Werbung

Erdoğan gerçekten yüzünü AB’ye dönebilir mi?

  • Von Yücel Özdemir
  • Lesedauer: 4 Min.

Bei uns droht die ABOkalypse!

Wir brauchen zahlende Digitalleser/innen.

Unterstütze uns und überlasse die Informationsflanke nicht den Rechten!

Mach mit! Dein freiwilliger, regelmäßiger Beitrag:

Was soll das sein

Wir setzen ab sofort noch stärker auf die Einsicht der Leser*innen, dass linker Journalismus auch im Internet nicht gratis zu haben ist – mit unserer »sanften« nd-Zahlschranke.

Wir blenden einen Banner über jedem Artikel ein, verbunden mit der Aufforderung sich doch an der Finanzierung und Sicherstellung von unabhängigem linkem Journalismus zu beteiligen. Ein geeigneter Weg besonders für nd-Online-User, die kein Abo abschließen möchten, die Existenz des »nd« aber unterstützen wollen.

Sie können den zu zahlenden Betrag und die Laufzeit frei wählen - damit sichern Sie auch weiterhin linken Journalismus.

Aber: Für die Nutzung von ndPlus und E-Paper benötigen Sie ein reguläres Digitalabo.

Uzun bir süre AB ve üyesi ülkelerin liderlerini »darbe destekçiliği«, »Nazilik« ve »Türkiye düşmanlığı«yla suçlayan Erdoğan, bakanları ve borazanı yandaş basın, bir haftadır AB ile bahar havasından. »Kaldığımız yerden devam«dan söz ediyorlar.

Bu konudaki politika değişikliği, üç yıldır bir araya gelmeyen Reform Eylem Grubu adına dört bakanın ortak basın toplantısıyla ilan edildi. Dışişleri, adalet, hazine ve maliye ile içişleri bakanları kendi alanlarında reformlar yapacaklarının sözünü verdiler.

Açıklamalar haklı olarak Türkiye’deki muhalefet ve ilerici güçler tarafından inandırıcı bulunmadı. Asıl amacın ekonomik krizi atlatılmak için Avrupa’da mali kaynak bulmak olduğu ifade edildi. Gerçekten de bakanların söyledikleriyle yaptıkları arasında büyük bir çelişki söz konusu.

Örneğin, basın toplantısında hazır bulunan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu... Her önüne geleni tehdit eden, temel hak ve özgürlükleri yok sayan Soylu’nun son icraatı, devlet tarafından çocukları kaybedilen Cumartesi Annelerinin barışçıl eylemini keyfi şekilde yasaklamak oldu. Yasağa karşı direnen 80 yaşındaki kadınlar polis tarafından tartaklanarak gözaltına alındı. 701. haftada yapılmak istenen dayanışma açıklamasına da izin verilmedi.

Soylu, daha sonra yasak kararının doğrudan kendisi tarafından verildiğini övünerek açıkladı. Bununla kalmadı, kaybedilen insanlar hakkında gerçek dışı iddialar ortaya atarak karalamalarda bulundu. Çocuklarını arayan anneleri terör örgütlerine destek vermekle suçladı.

Soylu’nun yaptıkları sadece bununla sınırlı değil. Son yıllarda Erdoğan’ın gözüne girmek, damat Berat Albayrak ile girdiği iktidar mücadelesini kazanmak için muhalefet üzerinden tam anlamıyla terör estiriyor. Kürt halkının haklı taleplerini savaşla bastırmak için her yolu deniyor. Yaptıkları arasında HDP Eşbaşkanı Pervin Buldan’ı telefonla arayıp doğrudan tehdit etmek de var.

Bütün bunlar Erdoğan’ı da memnun ettiği için yeniden bakan yapıldı.

Benzer bir tabloyu Reform Eylem Grubu üyesi diğer bakanlar için de geçerli. Zira onları da Erdoğan’ın otoriter rejiminin önemli aktörleri. Bu nedenle, AB ile uyum adına yapılması gerekenleri gönüllü ve inanarak yapacak siyasetçiler değil. Tamamen iç ve dip politikadaki sıkışmışlığı aşmak için şimdilik yönlerini AB’ye, Almanya’ya dönmüş bulunuyorlar. Onların tanımıyla AB’ye takiye yapıyorlar.

Erdoğan’ın siyasi ve ekonomik çıkarlar için izlediği bu pragmatik siyasete AB ve Almanya’nın aynı çıkarlar nedeniyle »inandığı« anlaşılıyor. Karşılıklı çıkarlar ilişkilerin hızla normalleştirilmesinin asıl nedeni. Ankara-Berlin hattındaki trafiğin yoğunlaşması da bundan.

Ancak görüşmelerden sonra Erdoğan’ın baskıcı rejiminin son bulacağına, AB’nin »temel değerler« diye sıraladığı normlara geri dönüleceğine kimse inanmıyor. Eskiden Türkiye’de AB baskısıyla demokrasi geleceğine inananlar epey fazlaydı. Şimdi çok az. Erdoğan’ın, AB’den alacağı güçle toplumsal hareketi ezmeye devam edeceği yaygın bir görüş. Cumartesi Annelerine yapılan saldırıya Almanya ve AB’nin tepki göstermemesi durumu yeterince özetliyor.

İzlenen politikalara bakıldığında Almanya ve AB’nin diğer ülkeleri, ekonomik ve siyasi çıkarları için Erdoğan’ın otoriter rejimiyle uyumlu şekilde çalışmayı benimsemiş görünüyor. Tıpkı İran ve Suudi Arabistan ile yaptıkları gibi...

Geriye bir tek Avrupa halklarının Türkiye’de demokrasi ve özgürlük isteyenlerle uluslararası dayanışmayı güçlendirerek, kendi hükümetlerine karşı seslerini yükseltme kalıyor. Bu nedenle Erdoğan’ın ziyareti öncesinde, ikiyüzlü politikalar nedeniyle Federal Hükümet üzerinde baskıyı yoğunlaştırmak Alman kamuoyunun ve ilericileri güçlerinin en önemli görevi.

ndPlus

Ein kleiner aber feiner Teil unseres Angebots steht nur Abonnenten in voller Länge zur Verfügung. Mit Ihrem Abo haben Sie Vollzugriff auf sämtliche Artikel seit 1990 und helfen mit, das Online-Angebot des nd mit so vielen frei verfügbaren Artikeln wie möglich finanziell zu sichern.

Testzugang sichern!

Noch kein Abo?

Jetzt kostenlos testen!

14 Tage das »nd« gratis und unverbindlich als App, digital oder gedruckt.

Kostenlos bestellen