Diese Website verwendet Cookies. Wir können damit die Seitennutzung auswerten, um nutzungsbasiert redaktionelle Inhalte und Werbung anzuzeigen. Mit der Nutzung der Seite stimmen Sie der Verwendung von Cookies zu. Unsere Datenschutzhinweise.
Werbung

Akademideki şiddet kimin eseri?

  • Von Yücel Özdemir
  • Lesedauer: 4 Min.

Türkiye yeni yıla 28 yaşındaki kadın akademisyen Ceren Damar cinayetiyle girdi. 2 Ocak’ta Ankara’da özel Çankaya Üniversitesi’nde araştırma görevlisi olan Damar, Hukuk Fakültesi’nde okuyan erkek öğrencisi tarafından, kendisini kopya çekerken yakaladığı gerekçesiyle katledildi. Katil hem suçlu hem de güçlü.

Damar’ın, »cinnet« sonucu öldürüldüğünü söylemek ise zor. Eğer böyle olsaydı kamuoyu da olayın üzerinde fazla durmazdı. Zira, ülkede şiddete özendirilmiş bir toplum, güçlü olanın güçsüzü linç ettiği bir iklim söz konusu. Öğrencinin üniversiteye silahı nasıl götürdüğü de belirsiz. Özel üniversiteler genellikle özel güvenlik tarafından korunuyor.

Daha önce aynı üniversitede asistan olarak çalışan, aldığı tehditler yüzünden iki yıl önce istifa eden Ekin Barış Şah’ın Evrensel’e anlattıkları, insanın tüylerini ürpertiyor. Şah, üniversitede kendisine 'Çankaya Ülkücüleri' diyen bir grubun rektörlük seviyesinde destek gördüğünü, bu nedenle son derece rahat bir şekilde farklı görüşteki öğrenci ve öğretim üyelerini tehdit ettiklerini anlatıyor.

Aynı grup tarafından tehdit edildiğini, bunu dile getirdiğinde üniversite yönetiminin sessiz kaldığını, can güvenliği olmadığı için istifa etmek zorunda kaldığını anlattı. Ekin Barış Şah, Norveç’te yaşıyor. Demek ki; Damar’ın katledilmesi »cinnet« değil, üniversitelere yerleştirilen anlayışın ürünü.

Ceren Damar elbette üniversitede öldürülen ilk akademisyen değil. Daha önce de pek çok benzer cinayet işlenmişti. Geçen yıl da Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nde Türkiye’nin saygın dört akademisyen, hükümet partisine yakın olduğunu her fırsatta dile getiren, bunu bir ayrıcalık olarak sunan başka bir akademisyen tarafından öldürülmüştü.

Kapısında güvenlik görevlilerinin olduğu üniversitelerinde bile cinayetlerin işlendiği bir Türkiye’de güven içinde çalışmak artık mümkün görünmüyor. Hele de iktidar partisinin yandaşı değilseniz. Daha önce barış çağrısına imza atan Barış için Akademisyenler, Erdoğan tarafından hedef gösterilmişti. Üniversitelerdeki odalarının kapılarına tehdit mesajları bırakılmıştı. Barış çağrısı yapanların çoğu görevden alındı. Bir kısmı hapse atıldı. Bir kısmı halen yargılanıyor. Azımsanmayacak bir bölümü de yurtdışına çıkmak zorunda kaldı.

Türkiye’de kalıp görevini doğru şekilde yapan akademisyenler ise, Ceren Damar olayında olduğu gibi, devlet ve öğrenci şiddetiyle karşı karşıya. Hükümet ise hiç bir şey olmamış gibi davranabiliyor.

Geçen hafta New York Times gazetesinin, varlıklı ve yetenekli Türklerin ülkeyi terk ettiğine dair habere hükümet hemen sert tepki gösterdi. Halbuki haberde ifade edilen »2017 yılında bir önceki yıla göre yüzde 42 oranında artışla, 253 bin 640 kişi Türkiye'den göç etti« rakamı Türkiye İstatistik Kurumu’na (TÜİK) aitti.

Buna rağmen Erdoğan’un sözcüsü İbrahim Kalın, Türkiye’de baskının olmadığını kanıtlamak için, New York Times’in haberindeki rakamların doğru olmadığın söyledi. Bunu çürütmek için 2017’ye ait rakamları sıraladı. Öyle bir tablo çizdi ki, insanları Türkiye’den kaçmıyor, tersine göç ediyor.

Ardından TUİK yayınladığı rakamları internet sitesinde kaldırdı. Hükümete yakınlığıyla bilinen Milliyet gazetesi de haberi sildi. Görüldüğü gibi bilimsel veriler değil, Erdoğan’ın sözcüsünün ne dediği daha önemli.

Güvenliğin, akademik ve fikir özgürlüğünün değil, şiddetin kol gezdiği bir ülkede kim durmak ister ki... Üstelik olanlara tepki göstermek bile artık suç. Ceren Damar cinayetinin arkasında toplumda yaratılan şiddet kültürüyle, çekilen dizilerle bağlantılı olduğunu söyleyen, üstelik bu dizilerden birisinde de oynayan sinema sanatçısı Deniz Çakır hemen linç edildi. Akademisyenleri hedef gösteren ve »oluk oluk kan akıtacağız« diyen mafya liderinin el üstünde tutulduğu, »Her şeyin yasaklandığı televizyonlarda silahın özendirildiği dizilerinizle gurur duyun« diyen Çakır’ın linç edildiği bir rejimin hükmü sürüyor.

Otoriter rejimin her geçen gün daha fazla tehlikeli olduğunu söylemeye bile gerek yok.

Dieser Artikel ist wichtig! Sichere diesen Journalismus!

Besondere Zeiten erfordern besondere Maßnahmen: Auf Grund der Coronakrise und dem damit weitgehend lahmgelegten öffentlichen Leben haben wir uns entschieden, zeitlich begrenzt die gesamten Inhalte unserer Internetpräsenz für alle Menschen kostenlos zugänglich zu machen. Dennoch benötigen wir finanzielle Mittel, um weiter für sie berichten zu können.

Helfen Sie mit, unseren Journalismus auch in Zukunft möglich zu machen! Jetzt mit wenigen Klicks unterstützen!

Unterstützen über:
  • PayPal
  • Sofortüberweisung

Solidarisches Berlin und Brandenburg

Corona ist nicht nur eine Gesundheitskrise. Es ist auch eine Krise des Sozialen. Wir beobachten alle sozialen und sozioökonomischen Entwicklung in der Hauptstadtregion, die sich aus der Verbreitung des Coronavirus ergeben.

Zu allen Artikeln