Werbung

Diyarbakır Cezaevinden yüksel çığlık

  • Von Yücel Özdemir
  • Lesedauer: 4 Min.

Bei uns droht die ABOkalypse!

Wir brauchen zahlende Digitalleser/innen.

Unterstütze uns und überlasse die Informationsflanke nicht den Rechten!

Mach mit! Dein freiwilliger, regelmäßiger Beitrag:

Was soll das sein

Wir setzen ab sofort noch stärker auf die Einsicht der Leser*innen, dass linker Journalismus auch im Internet nicht gratis zu haben ist – mit unserer »sanften« nd-Zahlschranke.

Wir blenden einen Banner über jedem Artikel ein, verbunden mit der Aufforderung sich doch an der Finanzierung und Sicherstellung von unabhängigem linkem Journalismus zu beteiligen. Ein geeigneter Weg besonders für nd-Online-User, die kein Abo abschließen möchten, die Existenz des »nd« aber unterstützen wollen.

Sie können den zu zahlenden Betrag und die Laufzeit frei wählen - damit sichern Sie auch weiterhin linken Journalismus.

Aber: Für die Nutzung von ndPlus und E-Paper benötigen Sie ein reguläres Digitalabo.

55 yaşındaki HDP Hakkari milletvekili Leyla Güven’in 6 Kasım’da Diyarbakır Cezaevinde başlattığı açlık grevini daha 10. günündeyken bu köşede yazmıştım. Aradan 69 gün geçti. Güven toplam 79 gündür açlık grevinde. Durumu her geçen gün kötüleşiyor.

Hafta başında HDP tarafından yapılan açıklamaya göre, Güven cezaevinin sağlık kontrollerini kabul etmiyor. Cezaevi idaresine verdiği dilekçede bilincinin kapanması durumunda tıbbi müdahaleyi sadece Türk Tabipler Birliğinden gelecek bağımsız heyetin yapabileceğini beyan etti.

Gelişmeler, Kürt halkının demokratik yollarla siyaset yapması için meclise gönderdiği, ancak rejim tarafından hapiste tutulan bir temsilcisinin ölüm sınırında olduğunu gösteriyor. Güven halen Türkiye Kürtlerinin en büyük sivil toplum örgütü olan Demokratik Toplum Kongresi'nin (DTK) de eşbaşkanı.

DTK,»çözüm süreci«nde Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından muhatap kabul edilmişti. Ancak, Erdoğan cephesinde Güven hakkında atılmış ciddi bir adım, yapılmış bir açıklama yok.

Güven’in başlıca taleplerinden birisi olan PKK lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması konusunda küçük bir adım atıldı. Nisan 2015'te Öcalan ile görüşmeler kesilmişti. Bir tek Eylül 2016’ten kardeşiyle bir görüşme yapmıştı. İki yılı aşan bir aradan sonra yine kardeşi Mehmet Öcalan, devletin isteği üzerine 12 Ocak'ta İmralı Adası'nda giderek ağabeyiyle kısa bir görüşme yaptı. Ne var ki bu kısa görüşme de açlık grevini bitiremedi. Türkiye kamuoyu, Kürtler ve demokrasi güçleri, yıllar sonra Öcalan'la bir görüşmenin yapılmasını olumlu karşıladı. Ne de olsa yaşadığı ve sağlık durumun iyi olduğundan haber alınmıştı.

Ancak görüşmenin içeriği hakkında bir açıklama yapılmadı. Bu da siyasi açıdan bir değişikliğin olmadığı anlamına geliyor. Türkiye devletinin Kürt sorununda nasıl bir politika izleyeceği çoğunlukla Öcalan'la ilişkilerin seyri belirledi. Eğer cezaevinin kapısı Öcalan'ın ailesine, avukatlarına ve heyetlere açıksa bu yumuşamanın, kapı kapalıysa savaşın şiddetleneceğinin belirtisi.

Nisan 2015'ten bu yana işleyen süreç de bunu gösteriyor. Kürt kentleri yerle bir edildi, halk tarafından parlamentoya ve belediye başkanlıklarına seçilen yüzlerce siyasetçi görevden alınarak hapse atıldı. Suriye'de Kürtlerin yaşadığı kantonlara askeri operasyonlar düzenlendi.

Leyla Güven'in cezaevinde başlattığı açlık grevi aynı zamanda Kürt halkı üzerindeki baskılara karşı yükselen bir çığlık.

Erdoğan geri adım atma niyetinde görünmüyor. Ama Kürtler de... Çünkü, arkadan gelen daha büyük bir açlık grevi dalgası var. 59 cezaevinde 250'den fazla tutuklu 41 gündür açlık grevinde. Bunlar arasında tanınmış siyasetçiler de var. Ayrıca Türkiye dışında da dayanışma grevleri yayılıyor.

Kürt siyasetçilerin Erdoğan'a geri adım attırmak için canlarını açlığa yatırması seçeneksizlik ve çaresizliğin ifadesi. Dışarıdaki baskıyı püskürtmenin yolu cezaevlerindeki mücadeleye bağlanmış durumda.

Bunun yolu »ölüm orucu« mu diye haklı olarak sorulabilir. Bu konuda Türkiye’de de değişik tartışmalar var.

Türkiye tarihi, cezaevlerinde baskıya karşı benzer şekilde verilen mücadelelerle dolu. Bunların küçük bir kısımı kazanımlarla, büyük bir kısımı ise büyük kayıplarla sonuçlandı. Askeri diktatörlük döneminde cezaevleri devrimci muhalefetin merkezi haline dönüşmüştü. 90'lı yıllarda tek tip elbiseye ve hücreye karşı verilen mücadelede çok sayıda tutsak yaşamını yitirdi. Bir çoğu da sakat kaldı.

Otoriter devletler için muhaliflerin ölüm çoğu zaman sadece bir teferruat. Ölüm sınırına dayanan Leyla Güven'in açlık grevine karşı takınılan tutum da bunu gösteriyor.

Halbuki istediği tek şey Türk ve Kürt gençlerinin ölmediği bir Türkiye'nin kurulması.

Yani barış...

ndPlus

Ein kleiner aber feiner Teil unseres Angebots steht nur Abonnenten in voller Länge zur Verfügung. Mit Ihrem Abo haben Sie Vollzugriff auf sämtliche Artikel seit 1990 und helfen mit, das Online-Angebot des nd mit so vielen frei verfügbaren Artikeln wie möglich finanziell zu sichern.

Testzugang sichern!

9 Ausgaben für nur 9 €

Jetzt nd.DieWoche testen!

9 Samstage die Wochenendzeitung bequem frei Haus.

Hier bestellen