Diese Website verwendet Cookies. Wir können damit die Seitennutzung auswerten, um nutzungsbasiert redaktionelle Inhalte und Werbung anzuzeigen. Mit der Nutzung der Seite stimmen Sie der Verwendung von Cookies zu. Unsere Datenschutzhinweise.
Werbung

İki olay, bir cinayet ve bir ülke

  • Von Yücel Özdemir
  • Lesedauer: 4 Min.

Türkiye’nin yakın tarihinde yaşanan iki önemli olay, bugün hem içeride hem dışarıda yaşanan pek çok siyasi gelişmeye kapı araladı. Bunlardan ilki, beş yıl önce 21 Mart 2013’te, Kürt halkının ulusal bayramı Newroz’da, Diyarbakır’da yüzbinlerce insanın önünde Abdullah Öcalan’ın barış mesajının okunmadır. Mesajda, silahlı mücadelenin bittiğine ilan ediliyordu. Öcalan’ın ifadesiyle söylersek, »Yeni dönemde silahlar susacak, fikirler konuşacaktı«. Plana göre, PKK önce Türkiye’den çekilecek sonra silah bırakacaktı.

Newroz alanında milyonlarca insana ulaşan bu mesaj, 30 yıldır süren savaşın son bulması için Türkiye halklar arasında yeni bir umut yarattı. Diğer gün gazete manşetlerinde, »Silahlara veda«, »Silah dönemi bitti«, »Barış zamanı«... vardı.
Newroz’da yapılan çağrı üzerine, PKK 8 Mayıs 2013’ten itibaren Kandil Dağı’na çekmeye başladı. Öcalan-PKK-Devlet-AKP-HDP arasında görüşme trafiği sıkılaşmış, çıkan her mesaj önemli bir haber olarak veriliyordu.

Türkiye halkları, »çatışmasızlık dönemi« olarak bilinen ve 21 Mart 2013’te başlayan süreci benimsedi. Ölüm haberleri yazılmıyordu artık. Türkler Kürtler daha fazla konuşmaya, dertleşmeyi başladı. Savaşın, kanın ve gözyaşının olmadığı bir ülkede insanların konuşarak anlaşabileceği görüldü. Eski Türkiye gitmiş, başka bir Türkiye gelmişti sanki...
Barış ortamın etkisiyle, barışı savunan Halkların Demokratik Partisi (HD) 7 Haziran 2015’teki genel seçimlerde yüzde 10 barajını aşarak meclise 80 milletvekili göndermeyi başarınca, Erdoğan’ın Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) tek başına iktidar olamadı. Bunun üzerine Erdoğan yeniden savaş kararı aldı ve uyguladı.

Önce 20 Temmuz’da Urfa’nın Suruç ilçesinde 34 sosyalist genç devletin gözünü önünde IŞİD tarafından katledildi. İki gün sonra, yazının başında belirttiğim ikinci olay oldu. Urfa’nın Ceylanpınar ilçesinde 22 Temmuz gecesi iki genç polis kaldıkları evde, kafalarına sıkılan kurşunlarla öldürüldü. Tarihe »müzakere sürecini bitiren olay« diye geçen bu cinayet, Erdoğan’ın »müzakere sürecini« resmen bitirmesine neden oldu. PKK de iki polisi 34 gencin intikamını almak için öldürdüğünü açıkladı.

Geçen hafta Urfa 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen karar, olayların hiç de Erdoğan ve PKK’nin ileri sürüldüğü gibi olmadığını ortaya koydu. Mahkeme, ömür boyu hapisle yargılanan sanıkların iki polisi öldürmediklerine karar vererek serbest bıraktı. Çünkü, iki buçuk yıl boyunca hapiste tutulan sanıkların olay günü polislerin evine girdiğine, cinayeti planlayıp işlediklerine dair hiçbir bilgiye ulaşılmadı. Aksine eve hiç gitmediğini söyleyen bir polis memurunun parmak izi bulunmuştu.

Peki o zaman, Türkiye tarihinde bir dönüm noktası sayılan Ceylanpınar cinayetini kim işledi?
Dava avukatlarından Hüseyin Akay şöyle diyor: »Olay, yargılanan 4 gencin araçlarına bir polis tarafından durdurulup eksik evraklarının olduğu söylenerek trafik şubesine götürmesiyle başladı. Polise gelen belirsiz bir ihbar telefonundan sonra, 4 kişinin bilgileri komiser Cumali Gödem’e veriliyor. Gödem FETÖ’den açığa alınmış durumda.«
Cumhuriyet’ten Ayşe Yıldırım’ın yazdığına göre »Otopsi savcısı dahil 22 polis FETÖ’cü olduğu suçlamasıyla açığa alınıp, tutuklanıp, ihraç edildi. İhbarın yapıldığı telefonlardan birinin adına kayıtlı olduğu şahıs mahkemede telefonun kendisine ait olmadığını, adının kullanılarak alınmış olabileceğini söyledi. Bu kişinin kardeşi FETÖ’den tutuklandı, ağabeyi aranıyor.«

Sanıklar hakkında tutuklama kararı veren hakim Nurettin Bulut da darbe soruşturması kapsamında tutuklanmış. HDP’nin cinayetle ilgili meclise verdiği araştırma önergesi ise AKP ve MHP tarafından reddedilmişti.

Bütün veriler, cinayette FETÖ ile bağlantılı kişileri işaret ediyor. O zaman şimdi sormak gerekmiyor mu, Erdoğan »çözüm sürecini« bitirmek için FETÖ’yü mü kullandı?
Bu sorunun yanıtı ne yazık ki belirsiz kalmaya devam edecek. Belli olan ise »çözüm süreci« devam etseydi Türkiye bugünkü değil, başka bir Türkiye olurdu. Ne içeride otorite bir rejim ne de dışarıda savaş…

Die deutsche Fassung können Sie hier lesen.

Dieser Artikel ist wichtig! Sichere diesen Journalismus!

Besondere Zeiten erfordern besondere Maßnahmen: Auf Grund der Coronakrise und dem damit weitgehend lahmgelegten öffentlichen Leben haben wir uns entschieden, zeitlich begrenzt die gesamten Inhalte unserer Internetpräsenz für alle Menschen kostenlos zugänglich zu machen. Dennoch benötigen wir finanzielle Mittel, um weiter für sie berichten zu können.

Helfen Sie mit, unseren Journalismus auch in Zukunft möglich zu machen! Jetzt mit wenigen Klicks unterstützen!

Unterstützen über:
  • PayPal
  • Sofortüberweisung

Solidarisches Berlin und Brandenburg

Corona ist nicht nur eine Gesundheitskrise. Es ist auch eine Krise des Sozialen. Wir beobachten alle sozialen und sozioökonomischen Entwicklung in der Hauptstadtregion, die sich aus der Verbreitung des Coronavirus ergeben.

Zu allen Artikeln