Werbung

Yerel seçimler: Yeni bir başlangıç

  • Von Yücel Özdemir
  • Lesedauer: 4 Min.

Bei uns droht die ABOkalypse!

Wir brauchen zahlende Digitalleser/innen.

Unterstütze uns und überlasse die Informationsflanke nicht den Rechten!

Mach mit! Dein freiwilliger, regelmäßiger Beitrag:

Was soll das sein

Wir setzen ab sofort noch stärker auf die Einsicht der Leser*innen, dass linker Journalismus auch im Internet nicht gratis zu haben ist – mit unserer »sanften« nd-Zahlschranke.

Wir blenden einen Banner über jedem Artikel ein, verbunden mit der Aufforderung sich doch an der Finanzierung und Sicherstellung von unabhängigem linkem Journalismus zu beteiligen. Ein geeigneter Weg besonders für nd-Online-User, die kein Abo abschließen möchten, die Existenz des »nd« aber unterstützen wollen.

Sie können den zu zahlenden Betrag und die Laufzeit frei wählen - damit sichern Sie auch weiterhin linken Journalismus.

Aber: Für die Nutzung von ndPlus und E-Paper benötigen Sie ein reguläres Digitalabo.

31 Mart’taki yerel seçimler, Türkiye’nin Erdoğan ve partisinden ibaret olmadığını bir kez daha gösterdi. Bakıya, sindirmeye, tutuklamaya ve sansüre rağmen »başka bir Türkiye« için mücadele devam ediyor ve başarılar elde ediliyor. Seçim sonuçları otoriter rejime karşı mücadele eden bütün kesimlerin ortak başarısı.

Erdoğan ve partisi AKP (Adalet ve Kalkınma Partisi) üç büyük kentte kaybetti. İzmir ve Ankara’da kaybedeceği belliydi. Ancak en büyük metropol İstanbul’da muhalefetin adayı Ekrem İmamoğlu’nun kazanmasının sürpriz olacağını iki hafta önce burada ifade etmiştim. Ve sürpriz gerçekleşti. Seçim akşamı bütün dikkatler İstanbul’un üzerindeydi. Çünkü Erdoğan’ın, Türk siyasetindeki yükseliş yeri olan İstanbul’da yenilmesi, çöküş için bir başlangıç olacağı genel bir kanı. 1994’te CHP’nin (Cumhuriyet Halk Partisi) elindeki belediyeyi kazanan Erdoğan’ın yıldızı parlamaya başlamıştı. Aynı seçimlerde Ankara’yı da Erdoğan’ın partisinden Melih Gökçe kazanmıştı. 25 yıl aradan sonra iki sembol kentte yeniden CHP’nin kazanılması Türk siyasetindeki dengeleri nasıl değiştireceği önümüzdeki dönem belli olacak.

Ankara ve İstanbul başta olmak üzere bir çok kentte CHP ve İyi Parti tarafından kurulan »Millet İttifakı«nın az bir farkla kazanmasında elbette üçüncü bir güç olan HDP’nin (Halkların Demokratik Partisi) aday çıkarmaması belirleyici oldu. »Kürt şehirlerinde kayyum atanan belediyeleri geri alma, batıda AKP-MHP ittifakına kaybettirme’ şeklinde belirlenen seçim strateji Erdoğan’ın yenilgiyi tatmasında çok büyük bir rol oynadı. Bugüne kadar girdiği bütün seçimler kazanmakla övünen Erdoğan’ın bu söylemi artık geçerli değil.

«Milliyetçi-İslamcı» ve «Ulusalcı-Kemalist» şeklinde ikiye bölünen Türk siyasetinde HDP’nin merkezinde olduğu ilerici-demokrat «üçüncü blok» bundan sonra da kimin kazanacağı kimin kaybedeceğini belirlemeye olmaya devam edecek.

Ve denilebilir ki; bu seçimlerde Kürtler, cezaevindeki HDP eski Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın ifadesiyle «bağırlarına taş basarak», oy vermeyi hiç bir zaman akıllarından geçirmedikleri «Millet İttifakı»na oy vererek Erdoğan’a ağır bir darbe vurdular.

Erdoğan da etkili darbenin Kürtlerden geldiğinin farkında.

Bu nedenle seçim akşamından beri Kürtlerden fazla oy aldığını anlatıyor. Daha önce HDP’nin elinde olan Ağrı, Bitlis, Şırnak ve bazı ilçelerde bu kez AKP’nin kazanmasına büyük anlamlar yüklüyor. Özellikle Kürtlerin mücadele tarihi açısından sembolik önemi olan, 38 bin seçmenli Şırnak’ı kazanmakla Kürtlerin kalbini kazandığını zannediyor.

Kürtlerin belli kent ve kasabaları AKP’ye kaptırmasında son yıllarda yoğun baskı ve tutuklama politikalarının etkili olduğu söylenebilir. Ayrıca HDP’nin sadece kimlik ve ulusal haklar üzerinden belediyeleri kazanması ileride daha zor olabilir. Çünkü Kürtler artık kendilerinden olan bir belediyenin kentin sosyal sorunlarıyla daha fazla ilgilenmesini bekliyor. Dersim’de daha önce HDP’nin elinde olan belediye başkanlığının bu kez «Komünist Başkan» Fatih Mehmet Maçoğlu tarafından kazanılması bunun işareti.

Seçimlerin asıl kaybedeni elbette Erdoğan olmuştur. Her ne kadar AKP’nin birinci parti olduğunu söylese de çöküş sürecinin başladığının farkında. Bu nedenle Haziran 2023’e kadar yeni bir seçimin olmayacağını, büyük bir reform planıyla ekonomik sorunlarla ilgileneceğini söylüyor.

Ne var ki, Türkiye gibi ekonomik-sosyal sorunlar ve farklı güçler arasında çatışmaların sert olduğu bir ülkede dört buçuk yıl uzun bir süre. Ağırlaşan ekonomik sorunlar, buzdolabına konulan Kürt sorununa çözüm süreci, cezaevlerindeki aydınlar ve siyasetçilerin durumu, geniş kitler arasında huzursuzluğu alabildiğince arttırmış durumda. Buna bir de AKP içinde beklenen bölünme eklenirse o zaman Erdoğan’ın ülkeyi yönetmesi hiç kolay olmayacak.

Bu nedenle 2013’teki Gezi direnişi sırasında dilden dile dolaşan «Bu daha başlangıç» sloganı 2023’e giderken Erdoğan’ın en büyük kabusu olmaya devam edecek.

ndPlus

Ein kleiner aber feiner Teil unseres Angebots steht nur Abonnenten in voller Länge zur Verfügung. Mit Ihrem Abo haben Sie Vollzugriff auf sämtliche Artikel seit 1990 und helfen mit, das Online-Angebot des nd mit so vielen frei verfügbaren Artikeln wie möglich finanziell zu sichern.

Testzugang sichern!